Gecenin bi yarısı insanın canı sıkılınca -ki bu günün her saati böyledir- eğer çare internetse ne bileyim bi feysbuk bi twiter bi emesen dir çare.
Bazen de bi Blog ama gel gör ki;
Yediğimiz Krem peynir değilde Kerem peynirse demek ki bir şeyler ters gidiyordur.
Allah yeşil sermayemize zarar ziyan vermesin. Herkes en zor günlerinde BİM'e gidip 1.85 verip 200 gr.lık.
Kerem Peynir lerinden alsın. Yanındada iki ekmek. Eğer ki peynir yemeyen insanlardan oluşan tarikata mensup arkadaşlarınız varsa onlar içinde Peripella şüphesiz ki en iyi tercih olacaktır.
Fiyatı ise sadece 2.90. 3 lira olsa alamıycaz sanki amk. Sıkıldım lan artık şu doksanlardan. Yok efenim neymiş doksanlarda çocuk olmakmış. Neyse konu dağıldı bak yine. Konumu vardı sanki ? Yoktu.
Zaten bilirsiniz hayatın da bi konusu yoktur o yüzden yazdıklarımızın neden olsun ki ? Neyse Jim Jarmusch'a selam eder yoluma devam ederim.
Yani demem o ki ; Kerem peynir ve Peripella yenebilir. Tatlarıda bok gibi ama güzel. Hadi sağlıcakla. Daha çok yazardım ama nasıl olsa içinde amgötmeme olmayan yazılar okunmuyor bu alemde. Bu da ince bi sitemdir kardeş. Sonra buda gelir buda geçer ağlama.
Ha bide "BİM yeşil sermayeninmiş ya ben ordan alışveriş yapmam." Diyen adam ya mal dır yada sermayenin vatanı dini imanı olmadığını bilmiyordur ki ikincisi daha muhtemel. Sanki diğer yerler Sovyet dükkanı Küba bakkalı amınaki. Yapmayın böyle.
Etmeyin eylemeyin.
Yer yer küfür kullandıgığım bu yazımı bitirirken belki aklıma birşey daha gelirse bitirmem diye düşünüyorum ama artık boka sarmadan gideyim diyede düşünmeden edemiyorum tabi ama boka sarsam nolur lan ? Burası benim çöplüğüm istediğim gibi öterim.
Dedim ve kendimden soğudum. Ne bu amk Liboş Liboş yakarışlar.
Arkadaşlar siz siz olun liboş liboş yakarmayın. Nerde bi liboş görsem insanlığımdan utanırım.Hani Nazi görsem o kadar utanmam ama liboş görünce utanırım işte. Böylede bi malım.
28 Mayıs 2011 Cumartesi
22 Mayıs 2011 Pazar
Pamuk Tarlasında
Ve bence Bulutsuzluk Özlemi hala Türkiye'nin en iyi grubu.
Mor ve Ötesi Göt oldu. Çok bozdu da diyebilirsiniz tabi.
Mor ve Ötesi Göt oldu. Çok bozdu da diyebilirsiniz tabi.
Fişlenenler
Bulutusuzluk Özlemi,
Harran Ovası,
Mor ve Ötesi
20 Mayıs 2011 Cuma
Africa must wake up.
,The sleeping sons of jacop. Demişken Jacops severim, içerim. Nestle 3ü1 arada dan hazetmem. Ne bileyim söyleyeyim dedim. Sonra Eskişehirde deprem oldu. Dışarı çıktık köpek saldırdı. Balon uçurduk millet ufo sandı. Bıçak çektim. Silahada karşıyım bu arada.
Sonra işte geçenlerde canım çok sıkıldı twittere girdim. Dedim benim neyim eksik anne niye benim tivitim yok ? Yoksa ben zurnamıyım ha ? Demedim ama bi iç sorgulama yaşadım dedim ki kendi kendime istesem ben de tivit atarım benimde binlerce takipcim olur sonra orda bi ordu kurarım sonra silahlanırız devrim bile yaparım. Kızıl bayrağımızla dağları aşar. Bi çılgın gelip dur abi zincir vurcaz size dese şaşarız oha falan oluruz. işte neyse sonra dedim takipcimde yok ama bakayım yapabiliyor muyum yaptım böyle bişe cıktı ortaya.
Böyle; ( sondan başa doğru okuyunuz:)
- Bide son sölediğin başta cıkıyor o ne ya bi anlam bütünlüğü yok bişe yok. bunu sölemek için tekrar giriş yaptım.bağımlı oldum. yada şizofren
- Bildiğin kendi kendime konuştum lan. garip:/
-Ama işte 140karaktere sığdıramıyorum.Marjinalim ve bende borderline var. Ha bide obsesif kompulsif kişilik bozukluğuda var. aşırışekiladamım
- Allahım şükerler olsun isteyince yapabiliyorum hemde 30saniyede bi tivit bile atabiliyorum. amin.
- Biraz önce kendimi denedim tivit atabiliyormuyum diye. Atabiliyormusum. Bildiğin tespitte yapabiliyorum. İçim rahatladı. Ohş.
- Africa must wake up. The sleeping sons of Jacobs. Jacops severim, içerim. nestle 3ü1aradadan hazetmem. Tabi bundan sizene?
Evet. Can sıkıntısı kötü şey. Ama ne bileyim bu şarkıyı dinlerken dans etmek;
R.E.M Überlin
Bu konserde olmak;
Damian Marley & Nas Live - Africa Must Wake Up Live at Rothbury 2009
Vardı. Ama yok. Olmayınca olmuyor işte. Hadi sağlıcakla.
Sonra işte geçenlerde canım çok sıkıldı twittere girdim. Dedim benim neyim eksik anne niye benim tivitim yok ? Yoksa ben zurnamıyım ha ? Demedim ama bi iç sorgulama yaşadım dedim ki kendi kendime istesem ben de tivit atarım benimde binlerce takipcim olur sonra orda bi ordu kurarım sonra silahlanırız devrim bile yaparım. Kızıl bayrağımızla dağları aşar. Bi çılgın gelip dur abi zincir vurcaz size dese şaşarız oha falan oluruz. işte neyse sonra dedim takipcimde yok ama bakayım yapabiliyor muyum yaptım böyle bişe cıktı ortaya.Böyle; ( sondan başa doğru okuyunuz:)
- Bide son sölediğin başta cıkıyor o ne ya bi anlam bütünlüğü yok bişe yok. bunu sölemek için tekrar giriş yaptım.bağımlı oldum. yada şizofren
- Bildiğin kendi kendime konuştum lan. garip:/
-Ama işte 140karaktere sığdıramıyorum.Marjinalim ve bende borderline var. Ha bide obsesif kompulsif kişilik bozukluğuda var. aşırışekiladamım
- Allahım şükerler olsun isteyince yapabiliyorum hemde 30saniyede bi tivit bile atabiliyorum. amin.
- Biraz önce kendimi denedim tivit atabiliyormuyum diye. Atabiliyormusum. Bildiğin tespitte yapabiliyorum. İçim rahatladı. Ohş.
- Africa must wake up. The sleeping sons of Jacobs. Jacops severim, içerim. nestle 3ü1aradadan hazetmem. Tabi bundan sizene?
Evet. Can sıkıntısı kötü şey. Ama ne bileyim bu şarkıyı dinlerken dans etmek;
R.E.M Überlin
Bu konserde olmak;
Damian Marley & Nas Live - Africa Must Wake Up Live at Rothbury 2009
Vardı. Ama yok. Olmayınca olmuyor işte. Hadi sağlıcakla.
10 Mayıs 2011 Salı
Devrimden Sonra
Duyduk ki Nazım Kültür Merkezi bi film yapmış adı da Devrimden Sonra. Madem şehrimize de gelmiş gidelim dedik. Belki şehre bir film gelir. Gülümse. gibisinden.
Her neyse işte gittik bilet alıcaz ama ayın 6sı akşamı olduğundan sıfırı tüketmiş bulunuyoruz tabi ama arkadaşın kredi kartı var allahtan. Kapitalizm sağolsun. Amin.
Sonra neyse işte gişedeki kadın demez mi 2 ile 3 kaldı en önde.
Vay arkadaş diyorum salon dolmuş sevinsem mi yoksa en önden teleskop gibi izleyip boynum kopacak diye üzülsem mi derken baktım ki ben çoktan kendi götümün derdine düşmüşüm. Tabi bunu fark edince kendime bi çeki düzen verdim ve hura salona girdim.
Gördüm ki bizim salon aslında odaymış.
Neyse geçtik oturduk yerimize. Ben kapıdan girenlerin genel profillerini inceliyorum sivil polis gibiyim adeta. Kapıdan bi çift girdi konuşma söyle gelişti.
A- Bu ne lan cok küçükmüş burası
K- Ayh olsun yha cok samimi işte
A- Hee çok samimi amına koyim.
Adam haklı. Her neyse işte film başladı izledik bitti. Bence sizde izleyin. Korkmayın bi şey olmuyor.Bence filmin vermek istediği mesajda buydu.
Korkamayın Devrim o kadar da korkulacak bir şey değil.
Miss Chang - Chinese Man feat Taiwan MC & Cyph4
Sonra neyse işte gişedeki kadın demez mi 2 ile 3 kaldı en önde.
Vay arkadaş diyorum salon dolmuş sevinsem mi yoksa en önden teleskop gibi izleyip boynum kopacak diye üzülsem mi derken baktım ki ben çoktan kendi götümün derdine düşmüşüm. Tabi bunu fark edince kendime bi çeki düzen verdim ve hura salona girdim.
Gördüm ki bizim salon aslında odaymış.
Neyse geçtik oturduk yerimize. Ben kapıdan girenlerin genel profillerini inceliyorum sivil polis gibiyim adeta. Kapıdan bi çift girdi konuşma söyle gelişti.
A- Bu ne lan cok küçükmüş burası
K- Ayh olsun yha cok samimi işte
A- Hee çok samimi amına koyim.
Adam haklı. Her neyse işte film başladı izledik bitti. Bence sizde izleyin. Korkmayın bi şey olmuyor.Bence filmin vermek istediği mesajda buydu.
Korkamayın Devrim o kadar da korkulacak bir şey değil.
Miss Chang - Chinese Man feat Taiwan MC & Cyph4
2 Mayıs 2011 Pazartesi
yabancı her yerde yabancıdır
Bugün bangır bangır bi sesle uyandım. Kafayı bi kaldırdım, arkadaşım odaya girdi.
Noluyo lan dedim miting mi var? düğün mü var ? ne var ne var ? seçim otobüsümü var ? Bilmiyorum dedi.
Kalktık camdan baktık.
- bak sınırsız inegöl köfte yazıyor.
- ama orda cok az insan var !
- sınırsız inegöl köfte olan bi yerde nasıl az insan olabilir ?
dedi. cevap veremedim. işte her neyse, o bu değilde.
size çok şey açıklayacağını sanmıyorum. ama hikaye dediğiniz nedir ki zaten? olsa olsa, şu, noktalarını birleştirince tanıdık bir şeyin resmini ortaya çıkardığınız türden bir çizim olabilir. olan biten sadece budur işte! benim için işler böyle yürür. bir yerden, bir insandan kalkar, bir başka yere ya da bir başka insana giderim. ve işin doğrusu, aslında fazla bir şey de değişmez. çok farklı türde insan tanıdım. onlarla takıldım, birlikte yaşadım. kendi küçük rollerini oynamalarını izledim.
ama bilirsiniz,
yabancı her yerde yabancıdır.”
‘parmanent vacation’
Noluyo lan dedim miting mi var? düğün mü var ? ne var ne var ? seçim otobüsümü var ? Bilmiyorum dedi.
Kalktık camdan baktık.
- bak sınırsız inegöl köfte yazıyor.
- ama orda cok az insan var !
- sınırsız inegöl köfte olan bi yerde nasıl az insan olabilir ?
dedi. cevap veremedim. işte her neyse, o bu değilde.
![]() |
| jim jarmusch - permanent vacation |
ve benim için tanıdığım tüm bu insanlar, sanki bir dizi oda gibiydiler. tıpkı vaktimi geçirdiğim o yerler gibiydiler. yeni bir odaya ilk kez girdiğinde, merak içindesindir. bir lamba, bir tv seti, artık ne varsa ilgini çeker. ama bir süre sonra, o yenilik duygusu kaybolur. hem de tamamen.
ve işte o zaman ortaya sıkıntı ve endişe çıkar. ürkütücü bir dehşet duygusu.
neden söz ettiğimi anlamıyorsunuz sanırım. her neyse, galiba burada anlatmak istediğim husus, bir süre sonra bir şeyin, sanki bir sesin sizi uyarması ve size ‘ayrılma vakti geldi.’ demesidir. başka yerlere gitme vaktidir artık.
ve işte o zaman ortaya sıkıntı ve endişe çıkar. ürkütücü bir dehşet duygusu.
neden söz ettiğimi anlamıyorsunuz sanırım. her neyse, galiba burada anlatmak istediğim husus, bir süre sonra bir şeyin, sanki bir sesin sizi uyarması ve size ‘ayrılma vakti geldi.’ demesidir. başka yerlere gitme vaktidir artık.
insanlar temelde hep aynıdırlar. belki farklı bir buzdolabı, tuvalet vs. kullanırlar ya da başka bir ıvır zıvır. ama o şey size seslenir ve yeniden amaçsızca sürüklenmeye başlarsınız.
siz gitmek istemeseniz bile, bazı şeyler size yol gösterir.
siz gitmek istemeseniz bile, bazı şeyler size yol gösterir.
ve işte, şimdi burada, konuşulan dili bile anlamadığım bir yerdeyim.
ama bilirsiniz,
yabancı her yerde yabancıdır.”
‘parmanent vacation’
17 Nisan 2011 Pazar
Pazar, Björk, Cioran ve Richard
" Pazar öğleden sonraları aylarca uzasaydı, ter dökmekten kurtulmuş, ilk lanetin ağırlığından sıyrılıp hafiflemiş olan insanlık nereye varırdı? Yaşanmaya değer bir tecrübe olurdu bu. Tek eğlencenin cinayet olacağı; sefahatın yürek temizliği, naranın melodi, sırıtmanın şefkat halinde görüneceği hayli muhtemel. zamanın sınırsızlığı duygusu, her saniyeyi dayanılmaz bir azaba, darağacına çevirirdi. Şiirle dolu yüreklere şevksiz bir yamyamlık, bir sırtlan hüznü yerleşirdi; kasap ve cellatlar bitkin düşüp tükenir, kiliseler ve genelevler iç çekişlerle dolardı.
Bir pazar öğleden sonrasına dönüşmüş evren.... sıkıntının tasviridir bu - evrenin de sonu. "E.M.Cioran
Bir şeyler yazamıyor olmam , Bir şeyler izleyemeyeceğim anlamına gelmez.
Yaşamak adına Bim'e gitmeli insan. Sonra A 1001'e sonra Pazara gitmeli ardından beklentilerini en aza indirmeli ki hayal kırıklıklarıda azalsın. Kabullenmeli Pazar'ın pazartesinden onunda salı dan farksız olduğunu ki farklı oldugunda bile unutucağından ötürü çarşambaya gelindiğinde yine bir şeyin değişmeyeceğini göreceğinden perşembe adına da atıp tutmamalı. Yani demem o ki ; Günlerin önünden ve arkasından konusmayalım arkadaşlar. Bizim oralarda bi laf var - Senin önüne geçende bir arkana geçende- ( ne demek istemişler pek anlamadım ama paylaşayım dedim)Bi de şey var ; Bar'a giren göt sallar. ( bunun cok derin anlamları var o yüzden hiç girmiyorum açıklama çabasına bile ) .Evet terk derdim bu. Ölücez abi sonuçta hepimiz.Hep şey düşünürüm ; 70 yaşına geldiğimde hayatım hakkında aralıksız 70 dk boyunca konusamıycaksam .. . devamı yok işte. Ne gerek var şimdi böyle triplere girmeye. Hadi sağlıcakla.
Fişlenenler
Before sunrise,
Before sunset,
Björk Gloomy Sunday,
E.M.Cioran,
Richard Lİnklater
13 Nisan 2011 Çarşamba
Sıkıntı
Bir şeyler yazamıyor olmam bir şeyler çekemeyeceğim anlamına gelmez.
Yazmak zor iş. Fotoğraf çekmek daha kolay. Oysa aklıma bir çok şeyde gelmiyor değil fakat hiçbiri bir fotoğraftaki kadar hazır, köşeli ve keskin değil. Film çekmek en zoru bence. Onda her şey muğlak her şey belirsiz. Müzik dinlemek en kolayı. Bu da yazdığım en boş yazı. Canım sıkılıyor. Hadi sağlıcakla.
Bu arada aklıma şey geldi.
- Naptın bayan ? Bok ettin kapıyı.
Bu arada aklıma şey geldi.
- Naptın bayan ? Bok ettin kapıyı.
7 Nisan 2011 Perşembe
Sonbahar
Dün gece bir rüya gördüm. Böyle bi çocuk giyinmiş bayramlıklarını karşımda duruyor. Sonra çocuk kırmızı papuçlarını gösteriyor.Anlıyorumki eski zamanlardayız. Annen nerde diyorum ? - Bilmiyorumki, diyor. Peki sen burda napıyorsun diyorum ? - Şeker toplamaya geldim. diye cevap veriyor.
Ben; Artık kimse şeker toplamaz sanıyordum diyorum.
Çocuk; Eski bi alışkanlık işte diyor.
Ben; Alışkanlıklar kötüdür daha çok küçük değil misin? Diyorum.
Çocuk; Uzun zamandır bu yaştayım diye cevap veriyor.
Çocuk küçük ama büyük laflar ediyor. Bildiği bir şey var ama saklıyor, söylemiyor.
Ben; Hadi Anneni bulalım diyorum. Annem yok diyor.
Öyleyse Baban ? diyorum.
İkiside ben doğmadan öldü diyor.
Nasıl oluyor anlamıyorum? diyorum.
Rüyanda bari mantık arama diyor.
Sonra çocuk gidiyor, ben de gidiyorum. Adını sormadım diye üzülüyorum.
Yani demem o ki ; Siz böyle rüyalar görmeyin.
Onun yerine böyle filmler izleyin;
Yusuf 1997 yılında 22 yaşında üniversite öğrencisi iken girdiği cezaevinden, 10 yıl sonra sağlık nedenleriyle tahliye edilir. Yusuf 'u, cezaevinden çıkıp geldiği Doğu Karadenizde ki köyünde bir tek yaşlı ve hasta annesi karşılar. O cezaevinde iken babası ölmüş, ablası ise evlenip büyük bir kente taşınmıştır.
Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf bir tek çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde, Yusuf Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan genç ve güzel Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu iki insanın birlikteliği için ne zaman ne de koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür. Eka içinse Yusuf bu dünyadan çok uzakta, hatta şimdiki zamanda yaşamayan, Rus romanlarından kaçmış bir karakterdir.
90 sonrasını arka planına alarak bir dönemin ironisini, acımasızlığını ve gerçekliğini ele alan filmde, yakın tarih hem belgeleniyor hem de eleştirel bir süzgeçten geçiriliyor.
Ben; Artık kimse şeker toplamaz sanıyordum diyorum.
Çocuk; Eski bi alışkanlık işte diyor.
Ben; Alışkanlıklar kötüdür daha çok küçük değil misin? Diyorum.Çocuk; Uzun zamandır bu yaştayım diye cevap veriyor.
Çocuk küçük ama büyük laflar ediyor. Bildiği bir şey var ama saklıyor, söylemiyor.
Ben; Hadi Anneni bulalım diyorum. Annem yok diyor.
Öyleyse Baban ? diyorum.
İkiside ben doğmadan öldü diyor.
Nasıl oluyor anlamıyorum? diyorum.
Rüyanda bari mantık arama diyor.
Sonra çocuk gidiyor, ben de gidiyorum. Adını sormadım diye üzülüyorum.
Yani demem o ki ; Siz böyle rüyalar görmeyin.
Onun yerine böyle filmler izleyin;
Yusuf 1997 yılında 22 yaşında üniversite öğrencisi iken girdiği cezaevinden, 10 yıl sonra sağlık nedenleriyle tahliye edilir. Yusuf 'u, cezaevinden çıkıp geldiği Doğu Karadenizde ki köyünde bir tek yaşlı ve hasta annesi karşılar. O cezaevinde iken babası ölmüş, ablası ise evlenip büyük bir kente taşınmıştır.
Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf bir tek çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde, Yusuf Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan genç ve güzel Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu iki insanın birlikteliği için ne zaman ne de koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür. Eka içinse Yusuf bu dünyadan çok uzakta, hatta şimdiki zamanda yaşamayan, Rus romanlarından kaçmış bir karakterdir.
90 sonrasını arka planına alarak bir dönemin ironisini, acımasızlığını ve gerçekliğini ele alan filmde, yakın tarih hem belgeleniyor hem de eleştirel bir süzgeçten geçiriliyor.
3 Nisan 2011 Pazar
Sefiller ve Krediler.
Evet arkadaş bugün sefiller ve krediler üzerine bir şeyler söyleceğim. Şöyleki ; Öğrenciler, Odalarında Hira mağarasında vahi bekler gibi bekler o mübarek günü. O gün geldiğinde öğrenci Peygamberliğini ilan edecektir ve mağarasından pardon odasından koşar adımlarla mübarek topraklara -yani Ziraat ATM' lerinin bulunduğu bölgelere koşacaktır. Umutla, çoşkuyla, şarkılar ve türküler söylerek..
Örneğin; Eskişehirde her ayın 6sı gecesi Porsuk çayı etrafında öğrencilerden oluşan büyük bir halay ekibi kurulur ve halay ekibinin göğü delen zılgıtları eşliğinde Ziraat bankamatik'ine doğru zıplaya hoplaya falan gidilir. Sonra işte çekilen krediyle Barlar sokağına gidilir fakat orda halay trene dönüşür falan.
Şimdi sen diyeceksin ki ; Tamam iyi hoş Krediler'i anladık ama Sefiller ne alaka ? Ben de diyeceğim ki; Ama bunlar olmadan önce fonda hep Küçük Emrah - Sefiller. çalar.
O zaman ben susayım Küçük Emrak konussun.
Konuş Küçük;
Yani demem o ki; Cepte para bitince Küçük Emrah dinler motive olurum. Victor Hugo'nun ölümsüz eserinden.. ama sadece ayın 7 sine kadar, Sonra papi çulo falan dilerim.
İşte öyle arkadaş. Bu arada bunu yazarken de doğum günüm olmuş. Gelen msj la farkına vardım. Ozman bi Senttello açayımda dinleyeyim. Bu arada bende Sentellonun 17 tane remixi var. Hani yannış olmasın. Hadi sağlıcakla.
Örneğin; Eskişehirde her ayın 6sı gecesi Porsuk çayı etrafında öğrencilerden oluşan büyük bir halay ekibi kurulur ve halay ekibinin göğü delen zılgıtları eşliğinde Ziraat bankamatik'ine doğru zıplaya hoplaya falan gidilir. Sonra işte çekilen krediyle Barlar sokağına gidilir fakat orda halay trene dönüşür falan.
Şimdi sen diyeceksin ki ; Tamam iyi hoş Krediler'i anladık ama Sefiller ne alaka ? Ben de diyeceğim ki; Ama bunlar olmadan önce fonda hep Küçük Emrah - Sefiller. çalar.
O zaman ben susayım Küçük Emrak konussun.
Konuş Küçük;
Yani demem o ki; Cepte para bitince Küçük Emrah dinler motive olurum. Victor Hugo'nun ölümsüz eserinden.. ama sadece ayın 7 sine kadar, Sonra papi çulo falan dilerim.
İşte öyle arkadaş. Bu arada bunu yazarken de doğum günüm olmuş. Gelen msj la farkına vardım. Ozman bi Senttello açayımda dinleyeyim. Bu arada bende Sentellonun 17 tane remixi var. Hani yannış olmasın. Hadi sağlıcakla.
Fişlenenler
Eskişehir,
Kredi,
Kredi ve Yurtlar Kurumu,
küçük emrah,
Öğrenci yaşamı,
sefiller
2 Nisan 2011 Cumartesi
Existentialisme est un humanisme*
Yine bir İzmir - Eskişehir arası Tren yolculuğuydu. İzmir mavi treninde 43 numaralı koltuğa oturdum. İlk önce trene binenleri seyrettim ve her trene binen için acaba bu mu dedim lan yanımdaki koltuğa oturacak kişi. İçimden diyorum bu otursa olur. bu oturmasa da olur, bu kesin oturmasın. Neticesinde kimse oturmadı zaten yanıma. Yanım boştu. En güzeli olmuştu.
Sonra canım sıkıldı tabi. O zaman kitap okuyayım bari dedim. Çantamdan Sartre çıktı.
Sonra beni aldı götürdü bi varoluşculuk ki sorma gitsin.
Ben bugun bir şeyler üzerine bir şeyler söyleyeceğim yine yani şöyle ki;
Hayvanları ve İnsanları Sevmek Üzerine.
Şimdi her şeyi siktir edelim ( hemen nihilist bi giriş yaptığım sandın demi ? yok öyle değil. ) Marx'ın Hegel'in veya Sartre'ın Hümanizminden bahsetmeylim ve olabildiğince ilkel bi mantıkla düşünmeye çalışalım. Evet sanırım en zoru da bu.
...........................
..............
..........
.....
.
Evet bu noktalar benim insanları ve hayvanları sevmek üzerine düşüncelerim. Orada bir sürü cümle ve kelime yığınları var. Yazacağım hiç bir şey bu konu üzerine düşündüklerimi yansıtmayacağı için ( yada sadece yansıtacağı için demeliyim ama bir ayna gibi ) hiç bi şey yazmamak daha mantıklı çünkü; Düşündüklerimi yazmaya calısıtıgım anda bunların benim anlatmak istediklerimden cok farklı seyler olduguna karar vermem yaklasık 3. satıra tekabül etti.
Kelimeler ağzımızdan çıkar çıkmaz, bizim onları tanımamıza izin vermeden kayboluyorlar.*
Bu yüzden bir şeyler anlatma çabasında olmak dünyanın en zor işi. Bir şeyler anlamak durumunda olmakta ikincisi sanırım. O yüzden bir şeyler anlatmak zorunda değilsiniz bir şeylerde anlamak. Yani demem o ki Olabildiğince Yabancı - laşalım. Alabildiğince de Yaban'a doğru gidelim. Entellektüelite'den sıkılalım artık. Bıkkınlık gelsin,kusalım falan. Bunu Entel Maganda yazdı.
Ben susayım Bob konussun; No more philosophy.. Hadi sağlıcakla.
Bu arada. Başlığa adını veren kitabı o gece o trende okuyup bitirdim. Sonra iki uyku hapı atıp uyudum. Sabah oldu uyandım. Eskişehir garına geldik. Trenden indim. Havada soğukmuş amına koyiyim dedim, yere tükürdüm, yürüdüm. Bu kadar basit. Abartmayın lütfen. Abartmayalım artık. Ayıp !
Sonra beni aldı götürdü bi varoluşculuk ki sorma gitsin.
Ben bugun bir şeyler üzerine bir şeyler söyleyeceğim yine yani şöyle ki;
Hayvanları ve İnsanları Sevmek Üzerine.
Şimdi her şeyi siktir edelim ( hemen nihilist bi giriş yaptığım sandın demi ? yok öyle değil. ) Marx'ın Hegel'in veya Sartre'ın Hümanizminden bahsetmeylim ve olabildiğince ilkel bi mantıkla düşünmeye çalışalım. Evet sanırım en zoru da bu.
...........................
..............
..........
.....
.
Evet bu noktalar benim insanları ve hayvanları sevmek üzerine düşüncelerim. Orada bir sürü cümle ve kelime yığınları var. Yazacağım hiç bir şey bu konu üzerine düşündüklerimi yansıtmayacağı için ( yada sadece yansıtacağı için demeliyim ama bir ayna gibi ) hiç bi şey yazmamak daha mantıklı çünkü; Düşündüklerimi yazmaya calısıtıgım anda bunların benim anlatmak istediklerimden cok farklı seyler olduguna karar vermem yaklasık 3. satıra tekabül etti.
Kelimeler ağzımızdan çıkar çıkmaz, bizim onları tanımamıza izin vermeden kayboluyorlar.*
Bu yüzden bir şeyler anlatma çabasında olmak dünyanın en zor işi. Bir şeyler anlamak durumunda olmakta ikincisi sanırım. O yüzden bir şeyler anlatmak zorunda değilsiniz bir şeylerde anlamak. Yani demem o ki Olabildiğince Yabancı - laşalım. Alabildiğince de Yaban'a doğru gidelim. Entellektüelite'den sıkılalım artık. Bıkkınlık gelsin,kusalım falan. Bunu Entel Maganda yazdı.
Ben susayım Bob konussun; No more philosophy.. Hadi sağlıcakla.
Bu arada. Başlığa adını veren kitabı o gece o trende okuyup bitirdim. Sonra iki uyku hapı atıp uyudum. Sabah oldu uyandım. Eskişehir garına geldik. Trenden indim. Havada soğukmuş amına koyiyim dedim, yere tükürdüm, yürüdüm. Bu kadar basit. Abartmayın lütfen. Abartmayalım artık. Ayıp !
Fişlenenler
existentialisme,
kelimeler ve dil üzerine,
varoluşculuk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

