13 Ekim 2011 Perşembe
Bir Zamanlar Anadolu'da
Top gibi bir ağaç vardı.
Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi ve şahsıma göre aynı zamanda en güzel filmi olan
Bir zamanlar anadoluda bu topraklarda yapılmış en realist ve biricik filmlerden biridir.
Belki uç örnekler olucak şayet Tunç Okan filmleri kadar gerçek, Yılmaz Güney filmleri kadar
politik ve Zeki Demirkubuz filmleri kadar karanlıktı. ( karanlık kelimesini filmin felsefe ve edebiyat
altyapapısının dibi zor gözükecek kadar katı olamasına işaret ederek kullanıyorum.)
Perdeye yansiyan yüzü kadarıyla Anadoludaki bir cinayeti bir savcı, bir polis, bir doktor ve yan karakterler
yardımı ile araştırması üzerine gecen bu film bana Tarkovsky'nin Stalker'ini anımsatmadı değil.
Tabi burada senaryo acısından bir benzerlikten bahsetmiyorum.
Şöyleki; Stalker'de bir yazar, bir profesör ve İz sürücü vardı ve bunlar "Bölge" ye gitme cabasındaydılar.
tıpkı bahsi gecen filmdeki 3 karakter gibi. Belki tırnak içinde şizofrenik bir yaklasım oldugu düşünülebilir şayet
film sonrası yaptıgım çözümleme çabalarım esnasında bu iki filmin git gide birbirine yaklastırdığımı farkettim
ve bu düşüncenin üzerinde durdukca da akla yatkın gelemeye basladı.
şöyleki; polis benim için stalker( iz sürücü ); savcı - yazar ; doktor - profesör karekteri ile eşleşmeye basladı.
Tabiki bu düşüncemin bi altyapısı ve kendimce destekleyebileceğim dayanakları var şayet bilindigi üzere hem stalker hem de Bir Zamanlar Anadolu'da tek tek üzerlerine uzun uzadıya inceleme yapılabilecek sayfalarca yazı hatta abartısız kitap dahi yazılabilecek filmlerdir kaldı ki bunların birbirleri ile ilişik olan çözümlemesini yapmak
bir sayfa için cok fazla olucagını düşünüyorum.
Son olarak değinmek istediğim bi kac nokta var. Şöyleki; hernekadar filmin direk bi ana teması mesajı vs olmasada ( tabiki bu bir veya daha cok mesajı olmadıgı anlamına gelmiyor )
bana gore kırılma veya ana dialoğu desek belki daha uygun olur ki savcının zanlıya sorduğu - "Sahi kafama takıldı adamı neden bagladınız?" sorusuna aldıgı cevap ve ardından cesedin arabayla götürülmesi çabasında çözüm olarak aynı seyi önermesidir.
Ayrıca Nuri Bilge Ceylan'ın diğer filmlerde oldugu gibi bu filminde de varolus esintileri görüyoruz ki klişe tabirle
bu sefer cok sert esiyor desem yanlıs soylemiş olmam sanırım.
Peki Nuri Bilge diyince akla gelen - Sıkıcı ve anlasılması zor bi filmdi. - yorumu üzerine durmak gerekirse
sıkıcı olma durumuna hiç girmeden anlasılması zor bi filmiydi sorusuna kendimce şöyle bi cevap veriyorum.
Bence flash tv deki gercek kesitten bilmem ne kanalındaki izdivac programından daha anlasılır bi üründü.
(burdaki örnekleri tabiki filmle aynı kefede ürünler oldukları için vermiyorum. ,örnekleri en
bayağı yapımlardan seçmiş olmamın nedeni bu değil.) Kısaca filmin anlaşılabilmesi ve gereken etkiyi yapması için temel seviyede olsa varoluş bilmeniz veya bu gune kadar en az bir kafka romanı okumus olmanız gerekiyor.
Nuri Bilge Ceylan'ın son filmi ve şahsıma göre aynı zamanda en güzel filmi olan
Bir zamanlar anadoluda bu topraklarda yapılmış en realist ve biricik filmlerden biridir.
Belki uç örnekler olucak şayet Tunç Okan filmleri kadar gerçek, Yılmaz Güney filmleri kadar
politik ve Zeki Demirkubuz filmleri kadar karanlıktı. ( karanlık kelimesini filmin felsefe ve edebiyat
altyapapısının dibi zor gözükecek kadar katı olamasına işaret ederek kullanıyorum.)
Perdeye yansiyan yüzü kadarıyla Anadoludaki bir cinayeti bir savcı, bir polis, bir doktor ve yan karakterler
yardımı ile araştırması üzerine gecen bu film bana Tarkovsky'nin Stalker'ini anımsatmadı değil.
Tabi burada senaryo acısından bir benzerlikten bahsetmiyorum.
Şöyleki; Stalker'de bir yazar, bir profesör ve İz sürücü vardı ve bunlar "Bölge" ye gitme cabasındaydılar.
tıpkı bahsi gecen filmdeki 3 karakter gibi. Belki tırnak içinde şizofrenik bir yaklasım oldugu düşünülebilir şayet
film sonrası yaptıgım çözümleme çabalarım esnasında bu iki filmin git gide birbirine yaklastırdığımı farkettim
ve bu düşüncenin üzerinde durdukca da akla yatkın gelemeye basladı.
şöyleki; polis benim için stalker( iz sürücü ); savcı - yazar ; doktor - profesör karekteri ile eşleşmeye basladı.
Tabiki bu düşüncemin bi altyapısı ve kendimce destekleyebileceğim dayanakları var şayet bilindigi üzere hem stalker hem de Bir Zamanlar Anadolu'da tek tek üzerlerine uzun uzadıya inceleme yapılabilecek sayfalarca yazı hatta abartısız kitap dahi yazılabilecek filmlerdir kaldı ki bunların birbirleri ile ilişik olan çözümlemesini yapmak
bir sayfa için cok fazla olucagını düşünüyorum.
Son olarak değinmek istediğim bi kac nokta var. Şöyleki; hernekadar filmin direk bi ana teması mesajı vs olmasada ( tabiki bu bir veya daha cok mesajı olmadıgı anlamına gelmiyor )
bana gore kırılma veya ana dialoğu desek belki daha uygun olur ki savcının zanlıya sorduğu - "Sahi kafama takıldı adamı neden bagladınız?" sorusuna aldıgı cevap ve ardından cesedin arabayla götürülmesi çabasında çözüm olarak aynı seyi önermesidir.
Ayrıca Nuri Bilge Ceylan'ın diğer filmlerde oldugu gibi bu filminde de varolus esintileri görüyoruz ki klişe tabirle
bu sefer cok sert esiyor desem yanlıs soylemiş olmam sanırım.
Peki Nuri Bilge diyince akla gelen - Sıkıcı ve anlasılması zor bi filmdi. - yorumu üzerine durmak gerekirse
sıkıcı olma durumuna hiç girmeden anlasılması zor bi filmiydi sorusuna kendimce şöyle bi cevap veriyorum.
Bence flash tv deki gercek kesitten bilmem ne kanalındaki izdivac programından daha anlasılır bi üründü.
(burdaki örnekleri tabiki filmle aynı kefede ürünler oldukları için vermiyorum. ,örnekleri en
bayağı yapımlardan seçmiş olmamın nedeni bu değil.) Kısaca filmin anlaşılabilmesi ve gereken etkiyi yapması için temel seviyede olsa varoluş bilmeniz veya bu gune kadar en az bir kafka romanı okumus olmanız gerekiyor.
10 Eylül 2011 Cumartesi
Yaban
Aradığını bulamayacağın gerçeği bir yerden sonra aranan şey'in gerçekliği üzerine düşünmeye itiyor insanı ve bir şey üzerine düşünmeye başladığın anda onu bulma şansın ilk andaki bilinçsizlik halinden aşağı doğru yuvarlanıyor.
Tıpkı biraz önce telefonu açtığımda arayan komşunun, annemin sesi yerine benim kart sesimi duyduğundaki tedirginlikle karışık ortaya ezme gibi getirdiği kuşbaşılı pide bence 1000 tane pizza'yı yok eder. Kafam çok karışık
Yine böyle bi şeyler yazma tribim en fazla bir paragraf sürmüş bulunmakta. Çünkü; aklıma Stalker deki şu (alttaki) monolog geldi aklıma. Stalker ? ne diye soranlar olursa aranızda diye söylüyorum kendisi dünyanın en güzel ikinci filmi 1.si konusunda emin değilim belki Permanent Vacation olabilir. Belki
daha önce size anlattığım her şey...
...bir yalandı. esin falan umurumda değil.
ne istediğimi ifade etmek için doğru sözcüğü nasıl bilebilirim?
istediğim şeyi gerçekte istemediğimi nasıl bilebilirim?
ya da, istemediğim şeyi gerçekte istediğimi nasıl bilebilirim?
bunlar anlaşılması zor şeyler.
onları adlandırdığımız an, anlamları kaybolur...
...erir, çözülür, güneşte kalan bir denizanası gibi.
bilincim vejeteryanlık istiyor, dünyayı ikna etmek için.
ama bilinçdışım, bir parça kanlı et için çıldırıyor.
ne istiyorum?
Bu arada geçenlerde Türkan Şorayı gördüm.
Fotoğrafını çektim. Adını , Günümüzde bir çerçeve olarak Türkan Şoray koydum.

Sonra işte bence bu şarkı alır götürür - Styx - Boat on The River.
Hadi sağlıcakla az sayıdaki takipcim ve okuyucum. Sevgiler saygılar. Kelebekler, böcekler.
Tıpkı biraz önce telefonu açtığımda arayan komşunun, annemin sesi yerine benim kart sesimi duyduğundaki tedirginlikle karışık ortaya ezme gibi getirdiği kuşbaşılı pide bence 1000 tane pizza'yı yok eder. Kafam çok karışık
Yine böyle bi şeyler yazma tribim en fazla bir paragraf sürmüş bulunmakta. Çünkü; aklıma Stalker deki şu (alttaki) monolog geldi aklıma. Stalker ? ne diye soranlar olursa aranızda diye söylüyorum kendisi dünyanın en güzel ikinci filmi 1.si konusunda emin değilim belki Permanent Vacation olabilir. Belki
daha önce size anlattığım her şey...
...bir yalandı. esin falan umurumda değil.
ne istediğimi ifade etmek için doğru sözcüğü nasıl bilebilirim?
istediğim şeyi gerçekte istemediğimi nasıl bilebilirim?
ya da, istemediğim şeyi gerçekte istediğimi nasıl bilebilirim?
bunlar anlaşılması zor şeyler.
onları adlandırdığımız an, anlamları kaybolur...
...erir, çözülür, güneşte kalan bir denizanası gibi.
bilincim vejeteryanlık istiyor, dünyayı ikna etmek için.
ama bilinçdışım, bir parça kanlı et için çıldırıyor.
ne istiyorum?
Bu arada geçenlerde Türkan Şorayı gördüm.
Fotoğrafını çektim. Adını , Günümüzde bir çerçeve olarak Türkan Şoray koydum.
Sonra işte bence bu şarkı alır götürür - Styx - Boat on The River.
Hadi sağlıcakla az sayıdaki takipcim ve okuyucum. Sevgiler saygılar. Kelebekler, böcekler.
5 Eylül 2011 Pazartesi
7 Ağustos 2011 Pazar
Sokak.Sosyal Medya. Afrika ve Oranın Çoçukları. Ek Olarak Taş Üzerine Bir Yazı.
Taş taştır yani tamam mı ? Oraya kafanı koyduğunda anlarsın taşlığını. Tamam mı ?
Hani. Şimdi. Kelimeler. Var. Birde sesler. Nasıl ki kendi sesim kendi kulağıma yabancıysa, ki tamamen bana ait olmasına rağmen. Dilimden dökülen kelimeler onun 10katı yabancıdır kendi kendine dolayısıyla bana. Ve. İnsanı konuşmaya iten ilk neden yine yer yer susmasının da başlıca dayanağı oluyor kimi zaman. Bugünlerde herkesin dilinde bi sosyal medya ve utanmadan değiştirici dönüştürücü rolünden bahsediyorlar. Zizek'in dediği gibi sanal dünyada Sen daima kafeinsiz bir bendir. Kahve gibi görünüp ama kahve gibi kokmayan.
Ve bir başka*sının da dediği gibi. Günümüzde artık sanal gerçeklik dünyasında yaşıyoruz.
Televizyonu açtığımızda orta doğuda veya sadece doğu da savaş görüntüleri vardır. İzlerken sanal olarak duyumsadığımız acı ve savaş teleziyonun düğmesine bastığımızda bizim için bitmiştir. Ve. Yine aynı şekilde Africa ve Oranın Çocukları. Sosyal medya'da. Aynı şekilde aynı kandırmaca ile vicdan masturbasyonuna alet olurken. Kimse için Devrim artık bir seçenek değil.
Görece özgürlükler ülkesi her zaman seçenekleri belirledikten sonra senin kendini tatmin edebileceğin, kendine göre özgürlük alanı, üstten bakınca aslında bi kümesi andıran kulüben de tavuk mu yoksa horoz mu ? olmak istediğin konusunda yine görece bi seçme hakkı tanır ki taki sen 3. bir çıkış yolu olabileceği gerçeğini aklının ucundan dahi geçirmeyene kadar. Geçirdiğinde de en fazla Fast Food restaurantında Chiken Menu olursun.
Üçüncü paragrafa geçip benim de içine düştüğüm bu hatayı daha fazla devam ettirmek istemiyorum fakat Herkes; en uzak duran , duramayınca da can çekişenlerimiz dahi böyle paçayı kaptırıyoruz işte bu canavara.
Bu çağ; nasıl bir çağ bilmiyorum ama artık kapansın.
Hani. Şimdi. Kelimeler. Var. Birde sesler. Nasıl ki kendi sesim kendi kulağıma yabancıysa, ki tamamen bana ait olmasına rağmen. Dilimden dökülen kelimeler onun 10katı yabancıdır kendi kendine dolayısıyla bana. Ve. İnsanı konuşmaya iten ilk neden yine yer yer susmasının da başlıca dayanağı oluyor kimi zaman. Bugünlerde herkesin dilinde bi sosyal medya ve utanmadan değiştirici dönüştürücü rolünden bahsediyorlar. Zizek'in dediği gibi sanal dünyada Sen daima kafeinsiz bir bendir. Kahve gibi görünüp ama kahve gibi kokmayan.
Ve bir başka*sının da dediği gibi. Günümüzde artık sanal gerçeklik dünyasında yaşıyoruz.
Televizyonu açtığımızda orta doğuda veya sadece doğu da savaş görüntüleri vardır. İzlerken sanal olarak duyumsadığımız acı ve savaş teleziyonun düğmesine bastığımızda bizim için bitmiştir. Ve. Yine aynı şekilde Africa ve Oranın Çocukları. Sosyal medya'da. Aynı şekilde aynı kandırmaca ile vicdan masturbasyonuna alet olurken. Kimse için Devrim artık bir seçenek değil.
Görece özgürlükler ülkesi her zaman seçenekleri belirledikten sonra senin kendini tatmin edebileceğin, kendine göre özgürlük alanı, üstten bakınca aslında bi kümesi andıran kulüben de tavuk mu yoksa horoz mu ? olmak istediğin konusunda yine görece bi seçme hakkı tanır ki taki sen 3. bir çıkış yolu olabileceği gerçeğini aklının ucundan dahi geçirmeyene kadar. Geçirdiğinde de en fazla Fast Food restaurantında Chiken Menu olursun.
Üçüncü paragrafa geçip benim de içine düştüğüm bu hatayı daha fazla devam ettirmek istemiyorum fakat Herkes; en uzak duran , duramayınca da can çekişenlerimiz dahi böyle paçayı kaptırıyoruz işte bu canavara.
Bu çağ; nasıl bir çağ bilmiyorum ama artık kapansın.
Fişlenenler
Afrika ve Oranın Çoçukları,
Siyasiyabend,
Sokak,
Sosyal Medya
1 Ağustos 2011 Pazartesi
Eczanelerde varoluşa karşı hiçbir özel ilaç yoktur.
Demiş. E.Cioran Çüremenin Kitabı'nda. Bundan sonra anlatıcıklarımın bu başlık ışığında devam edip etmeyeceğini bilmiyorum açıkcası. Baktımda nezamandır bloga yazmıyormuşum. Sonra bidaha baktımda zaten ortalama 1 hafta aralıklarla bişeyler karalıyormuşum ama şimdi neredeyse 2haftandan çok olmuş. Aslında tatildeyiz lan daha çok şey çizittirmem lazım demi ? lakin öyle olmamış. Aslına bakarsan bazen aklıma geldi lan şunla da ilgili bişey yazsam böyle hem zaman geçirmiş olurum sıkıcı yaz günlerinde hem de belkide biri denk gelirse okur, paylaşımlar şakalar falan.
Neyse efendime söyliyim bu aralar ne bi kitap okumak ne bi film izlemek ne de başka bişey yaptığım yok böyle bi boş adam olma yolunca bilinçsizce ilerlerken tabi bu durumdan rahatsız olmam çok sürmedi. Sürmedi de ne oldu ? Hiç bişey olmadı. Hala rahatsızım. Sonradan farkettim ki bu varoluşumun farkına vardığımdan beri içinde bulunduğum bulantı imiş. ve Eczanelerde de varoluşa karşı hiçbir özel ilaç yok imiş. Muhabeti nasıl bağladım ama buraya. Çakkalll.!
Neyse efendime söyliyim bu aralar ne bi kitap okumak ne bi film izlemek ne de başka bişey yaptığım yok böyle bi boş adam olma yolunca bilinçsizce ilerlerken tabi bu durumdan rahatsız olmam çok sürmedi. Sürmedi de ne oldu ? Hiç bişey olmadı. Hala rahatsızım. Sonradan farkettim ki bu varoluşumun farkına vardığımdan beri içinde bulunduğum bulantı imiş. ve Eczanelerde de varoluşa karşı hiçbir özel ilaç yok imiş. Muhabeti nasıl bağladım ama buraya. Çakkalll.!Bu arada ÇAKAL güzel film ha izlenir.
Güzel şarkı dinlenir Michael Brook-Dijvan Gasparyan : Freedom
Başkaldıran İnsan güzel kitaptır okunur.
Dedikten sonra başka neler anlatsam diye düşünürken karnım açıktı gittim yemek yedim geldim ve bi bok yazcak halim kalmadı ama hani şu şarkıyı şuraya koyuyorum anlayan anlar hem de buralar hep dolu gözükür.
Kul Ahmet dedi - yalan dünya. Çıkardı ceketini. Hadi sağlıcakla.
13 Temmuz 2011 Çarşamba
Hilal Cebeci bence çok ABECİ.
Evet. Belki farkında bile değiliz ama Bilecik diye bi şehir var. Ve benim şimdiye kadar hiç Bilecikli bi tanıdığım olmadı. Bazen öyle bi şehrin olmadığını bile düşünüyorum. O yüzden "merhaba abi ben Bilecik'liyim, bak nüfus kağıdımda da yazıyor." diyen ilk kişiyi öpücem.
Sonra, Bu aralar canım çok sıkılıyor. Mesala; O kadar çok sıkılıyor ki dans ediyorum. CUPBA
Daha sonra, Elbette biliyordum benden önce Twitter'e döneceğini 0'nu seçeceğini. Sadece belki bi Umut
( izlenmesi gereken filmler top 10 ) Hayat'ı seçmezsin belki diye düşündüm. O değilde Hilal Cebeci bence çok ABECİ. Hadi Sağlıcakla.
Ha. Unutmadan ;
Sonra, Bu aralar canım çok sıkılıyor. Mesala; O kadar çok sıkılıyor ki dans ediyorum. CUPBA
Daha sonra, Elbette biliyordum benden önce Twitter'e döneceğini 0'nu seçeceğini. Sadece belki bi Umut
( izlenmesi gereken filmler top 10 ) Hayat'ı seçmezsin belki diye düşündüm. O değilde Hilal Cebeci bence çok ABECİ. Hadi Sağlıcakla.
Ha. Unutmadan ;
Fişlenenler
Beboyi Yerki,
Bilecik,
Gevende,
Hilal Cebeci,
Umut Sarıkaya
1 Temmuz 2011 Cuma
Sevmek Zamanı veyahut A bout de Souffle
Evet biliyoruz ki Sevmek Zamanı ve A bout de Souffle aynı film değil. ( açıklamasını yapayım da başlık yanlış anlaşılmasın ) . Sevmek Zamanı - Metin Erksan'ın , A bout de Souffle ise J.L GODARD' ın meşhur Serseri Aşıklar deyü bilinen filminin orjinal ismi. Neyse bu kadar didaktik olmayı bi kenara bırakıp sadede gelelim ki bu iki filmi aynı başlıkta buluşturmamın tek nedeni benim Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı'nı izlerken aklıma Serseri Aşıklar'ın gelmesi ve buna takiben " Lan işte. Bizimde Godard'ımız varmış da biz gıymetini bilmemişiz." demiş olmam değil tabiki başka nedenler de var misal; Godard ile Erksan sinemasının aynı zamanlara tekabül etmesi vs gibi.Eğer ben Film'lerin fragmanlarını merak ettim dersen.
Sevmek Zamanı Fragman
A bout de Souffle fragman
Her neyse işte çok isterim Bu Film üzerine uzun uzun yazmak o yüzden uzun olmasada elimden geldiğince yani dilim elverdikce konuşucağım. Şimdi ben bu filmin görüntünlerine Duman grubunun Helal olsun şarkısının klibinde rastladım yani klip olarak bu filmden bazı sahneler kullanılmış demek istiyorum. Klip için TIKLAYIN. Şarkıyı dinlediğimde açıkcası malum bayık sesli solistin de katkısıyla şarkıdan bi bok anlamadım sadece böyle "helal olsun aşk olsun ellerimde kar var" gibisinden şeyler hatırlıyorum hala fakat film'den alınan sahnelerdeki dialog lar üst derecede ilgimi çekti. Ne filmi lan bu? nasıl türk filmi? ne alaka ? Bu kafa ne kafası ? gibisinden şeyler düşündüm düşünmedim değil. Sonra bi araştırma falan işte bildiğiniz malum sonuca ulaştım. Sonuç şu ki bizim 1965 yapımı böyle bi filmimiz ondan da eski olan bi yönetmenimiz varmış ki adı da Metin ERKSAN mış. Zaten izlemişim ben bu yönetmenin bi filmini adı Yılanların öcü sonra Susuz yaz' ve bir çok film de meğersem bu yönetmenin imiş. Hem de " 1963 'te berlin'de altın ayı alan ilk türk filmi. filmin ödülünü yapımcı almıştır. ödül türkiye'ye hiç gelmemiştir. daha sonra araya pornografik sahneler koyan yapımcı, avrupa'da birçok sinemada bu filmi göstermiş ve üzerinden para kazanmıştır."Buradan da adına çekilmiş Metin Erksan'ın Tutkusu adlı belgesel'in giriş bölüme ulaşabilirsiniz. Deyip kendime şaşırıyorum çünkü; bi araştırma bi anlatma çabası bi link vermecilik. Demek ki gerçekten sinema ve film anlayışımı derinden etkileyecek adamlardan biri olacak Metin Erksan.
Neyse gerisini de siz araştırın eğer ki ilginizi çekiyorsa ben biraz merak ettirmeye çalıştım sadece.
Hadi sağlıcakla.
Gitmeden son bi kıyak daha yapayım film'i izlemek istersen google video' da var.
Fişlenenler
A bout de Souffle,
Duman - Helal Olsun,
J.L Godard,
Metin Erksan,
Sevmek Zamanı
23 Haziran 2011 Perşembe
"Sen", daima kafeinsiz bir Ben'dir
Evet. Artık bu saçmalığa bir dur demenin vakti geldi. Desem de öyle değil. Yani kelimeler,cümleler artık bu kadar keskin değil. Çünkü; eylemler sanki birden çok nedene dayanıyor gibi gözükmesine rağmen genellikle tek bir amaca yöneliyor. İnsanın bu süreçte söyleyeceği her şey ve yapmayacağı her hareket ne denli kirden pastan ve eskiden temizlenmiş olsa da yine özünde barındırdığı kokudan kurtulamaz. Kurtulamayabilir. Görülüyor ki insan bir konuda düşündüklerini bir başkasına anlatma derdi olmadan sadece kendi kendine ifade etme yoksunluğunu doyurmak için konuştuğunda dışarıdan bakıldığında aslında kelimeler yığının altında ezilen bir zavallıdan başkası değil fakat yine bu zavallı olarak tanımlamak zorunda kaldığımız insan aynı zaman da -kendi kendine- kendini en cok ifade etmiş
( edebilmiş ) insan oluyor. Bir başkası için bu geçerli olmasada. Tabi burada önemli olan hangisini seçtiğimiz veyahut seçmek zorunda olduğumuzdur.
Yukarıda bahsi gecen insan .... her neyse işte öyle.
"kendini ekran imgesinde tanıyan "sen" derinlemesine parçalanmış durumda: basit bir biçimde, ben asla ekran personam değilim. birincisi, kanlı canlı, hakiki bir kişi olarak benim ekran personamdan bariz bir fazlalığım var: marksistler ve öteki eleştirel eğilimli düşünürler, siber-uzaydaki sözde "eşitliğin" aldatıcı olduğuna işaret eder. bütün karmaşık maddi tasarruflar yok sayılır; servetim, toplumsal konumum, gücüm ya da güçsüzlüğüm vs. siber-uzaydaki sürtünmesiz sörfte gerçek yaşamın ataleti sihirli bir şekilde kaybolur. sanal gerçeklik, gerçekliğin özünden yoksun bırakılmasıdır. aynı yolla kafeinsiz kahve "gerçek bir şey" olmadan gerçek kahve gibi kokar, o tadı verir. benim ekran personamda, orada gördüğüm "sen", daima kafeinsiz bir ben'dir."
Fişlenenler
Dil üzerine,
Ersen ve Dadaşlar,
Sanal gerçeklik,
Zizek
9 Haziran 2011 Perşembe
BİM'in Pizza'yı Çok Yanlış Anlamış Olması.
Evet.öhöm. Bugün inceleyeceğimiz ürün Yuva Pizza. Kerem peynir ve Peripella'dan sonra yolum onunla yine bir Bim görmesinde kesişti. Arada sırada Bim'e giderim. Halını hatrını sorarım. Neyse işte baktım buzlukta orada dondurulmuş bir pizza adı ise Yuva. Can evimden vurdu beni Yuva böyle yuvamı, evimi, annemin pizzalarını hatırladım. Anne pizzası diye bir şey var.
Neyse işte gözümü kırpmadan içinde dört adet pizza olan sadece ve sadece 5 buçuk liraya satılan Yuva pizzayı aldım ve çıktım bimden. Evdeki micro dalga fırını kullanmanın zamanı gelmişti. Bu arada bence micro dalga fırın Nücleer Santral kadar tehlikeli olabilir. Bilimsel bi kaynak gösteremiyorum ama Pizzalar bildiğin elektrik kokuyor lan böyle radyasyon kokuyor buram buram. Her neyse konu bu da değil. Diyeceksin ki bunun neresinde yanlıs anlaşılma. Demem o ki; Pizzanın üzerine Ketçap yerine Salça sürmüşler. Böyle o salça halihazırdaki peynir ve domatesle karşınca Menemen gibi olmuş. Olmamış yani. Anne Pizzası yapayım derken ayıp etmişler. Ama yinede gayet ucuz ve pratik.
Not: Bim'de çalışmıyorum.
Bu anlattıklarım hep laga luga. O yüzden ;
Okuyabilir.
Bir kereden bir sey olmaz.
Dinleyebilir.
Radyo Sol
İzleyebilirsiniz.
Permanent Vacation
Çok sonradan Bayan Mikrop tarafından gelen edit ;
Özür dileyerek düzeltiyorum ki aslında pizzada salça olurmuş :) Fakat şöyle ki,
Tarif veriyorum :
Malzemeler
Neyse işte gözümü kırpmadan içinde dört adet pizza olan sadece ve sadece 5 buçuk liraya satılan Yuva pizzayı aldım ve çıktım bimden. Evdeki micro dalga fırını kullanmanın zamanı gelmişti. Bu arada bence micro dalga fırın Nücleer Santral kadar tehlikeli olabilir. Bilimsel bi kaynak gösteremiyorum ama Pizzalar bildiğin elektrik kokuyor lan böyle radyasyon kokuyor buram buram. Her neyse konu bu da değil. Diyeceksin ki bunun neresinde yanlıs anlaşılma. Demem o ki; Pizzanın üzerine Ketçap yerine Salça sürmüşler. Böyle o salça halihazırdaki peynir ve domatesle karşınca Menemen gibi olmuş. Olmamış yani. Anne Pizzası yapayım derken ayıp etmişler. Ama yinede gayet ucuz ve pratik.Not: Bim'de çalışmıyorum.
Bu anlattıklarım hep laga luga. O yüzden ;
Okuyabilir.
Bir kereden bir sey olmaz.
Dinleyebilir.
Radyo Sol
İzleyebilirsiniz.
Permanent Vacation
Çok sonradan Bayan Mikrop tarafından gelen edit ;
Özür dileyerek düzeltiyorum ki aslında pizzada salça olurmuş :) Fakat şöyle ki,
Tarif veriyorum :
Malzemeler
Hamuru için:
6 kahve fincanı un
2 fincan yoğurt
1 fincan sıvı yağ
1paket kabartma tozu
1adet yumurta
6 kahve fincanı un
2 fincan yoğurt
1 fincan sıvı yağ
1paket kabartma tozu
1adet yumurta
Hazırlanışı
Hamuru hazırlayarak yarım saat kadar dinlendirin. Daha sonra tepsiye yayın. Üzerine salçalı sos hazırlayarak sürün. Dilediğin, sevdiğiniz şekilde malzemelerinizi kullanarak pizzanızı oluşturun. Salam, sucuk, kaşar peyniri, mantar, zeytin vs. kullanabilirsiniz. 170 derecede ısıtılmış fırında pişirin. Afiyet olsun..
Hamuru hazırlayarak yarım saat kadar dinlendirin. Daha sonra tepsiye yayın. Üzerine salçalı sos hazırlayarak sürün. Dilediğin, sevdiğiniz şekilde malzemelerinizi kullanarak pizzanızı oluşturun. Salam, sucuk, kaşar peyniri, mantar, zeytin vs. kullanabilirsiniz. 170 derecede ısıtılmış fırında pişirin. Afiyet olsun..
Ama hala itirazım sürüyor o bir salçalı sos değil, bildiğin salçaydı ya. Hani yine anneler yaparya böyle pazardan domates alıp kendisi kurutup falan işte öyle. Hadi sağlıcakla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

